BUSINESS BYTES

Kârlılıktan kim sorumludur?

  • Yayınlanma Zamanı 3 yıl önce
  • 3 min okuma süresi

Bir CIO'nun işi, asla sadece IT sistemlerini yönetmek değildir. Aynı zamanda, bir şirketin en önemli varlıklarından biri olan bilgilerine göz kulak olmaktır. Doğru veriler doğru bir biçimde kullanıldığında, müşterilerin ne düşündüğü, belirli ürünlerin ne kadar iyi sattığı ve hizmetlerin nerelerde geliştirilebileceği dahil olmak üzere, bir kuruluşun gerçekten yararlanabileceği bir çok konuda önemli bilgiler sağlayacaktır. Bu, bilgi ile kârlılık arasındaki önemli bağlantıyı içgüdüsel olarak anlayan Google ve Facebook gibi Fortune 500 şirketlerinin temelidir.

CIO'ların, bilgileri tanımlayıp geliştirerek verileri bir varlıktan bir gelire dönüştürmeleri beklenmektedir. Ancak her şirkette yerel olarak görülen iletişim kopukluğu bu işi çok daha zorlaştırmaktadır. CIO'lar verilerin değerinin farkındayken, çalışanların çoğu bunun farkında değildir. Son zamanlardaki bir araştırmaya göre, Avrupa'daki çalışanların yüzde 36'sı bilgi ile şirketlerinin kârlılığı arasındaki bağlantıyı anlamamaktadır, bu oran, daha az kıdemli olan çalışanlar arasında daha da yüksektir.

Verileri oluşturan, düzenleyen ve girişini yapan kişilerin kendileri verilerin değerinin farkında olmadığından, bu istatistik bir CIO'nun en büyük sorunu haline dönüşebilir. Bu tür kopukluklar iş yerlerinde yaygındır, ancak bilginin (en azından ön saflardaki çalışanlar için) biraz soyut nitelikteki değeri dikkate alındığında, bunlar CIO'lar için özellikle uğraştırıcı olabilir. Sonuçta, müşteri bilgileriyle dolu bir elektronik tablo ile şirket geliri arasındaki bağlantıyı kurmak, bilgi işlemeye doğrudan katılmayan bir kişi için biraz zor olabilir. 

Bu sorunun yanıtı iki mantıksal adımda yatmaktadır: daha iyi eğitim ve sağlıklı bilgi yönetim sistemleri. Eğitimin değeri yadsınamaz: araştırmalar, doğru eğitimle, bilgi ile kârlılık arasındaki bağlantıyı anlayan çalışanların yüzdesinin dokuz puan arttığını (yüzde 64'ten yüzde 73'e) göstermektedir. Tekrar etmek gerekirse, kıdemsiz çalışanlar üzerinde durulması önemlidir; çünkü verilerin önemi konusunda örgün eğitim almayanlar genellikle bu çalışanlardır.

Peki, eğitimin türü ne olmalıdır? Bu, işinizin niteliğine bağlıdır; ancak çalışanların veri yönetiminin değeri konusunda bilgilendirilmesi, bu çalışanlara bilgilerin saklanmasına yönelik doğru prosedürün öğretilmesi ile çok yakından ilişkilidir. Çalışanlar günde ortalama 25 dakikayı dokümanları arayarak boşa harcamaktadır; bu rakam da doğru eğitimle önemli ölçüde iyileştirilebilecek bir rakamdır.

Eğitim, aynı zamanda ikinci adımı da tamamlamaktadır: sağlıklı, basit veri yönetim sistemlerine sahip olmanızı sağlamaktadır. Sisteminiz aşırı karmaşıksa, çalışanlara bilgileri nasıl ve neden yönetmeleri gerektiğini öğretmenizin bir faydası yoktur, çünkü bununla uğraşmayacaklardır.

Bilgi değerlidir. CIO'lar için bu barizdir, ancak veriler normalde bilançoda gösterilmediğinden, çalışanları (ve bazen diğer C-suite yöneticilerini) bu hususta ikna etmek çetin bir mücadele gerektirir. Bununla birlikte, düzgün bir veri yönetimi ve eğitim sistemi tasarlayarak ve uygulamaya koyarak, çalışanların yanınızda yer almasını sağlayabilir ve şirketinizin en değerli varlıklarından birini koruyabilirsiniz. Elbette sonuç olarak, şirketin kârlılığı en azından kısmen sizin ellerinizde olacaktır.